çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çeviri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Cicero, "Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine"

Daha sık tutacağımı düşündüğüm Yazar-Okurun Defteri yazılarım maalesef tembelliğimin ağır basması yüzünden epey seyrek su üzerine çıkıyor.

*

Takip ediyor musunuz bilmiyorum ama İş Bankası Kültür Yayınları'nın Hasan Âli Yücel Klasikler serisi neredeyse her ay 2-3 kitap yayımlayarak büyümeye, serpilmeye devam ediyor. İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca gibi dillerden yapılan çevirilerin yanı sıra Eski Yunanca ve Latince'den de hatırı sayılır eserleri Türkçe'ye kazandırmaya devam ediyorlar. Cengiz de Latince metinlerin çevirileriyle seriye destek veriyor. 

*

Geçtiğimiz ay, Cicero'nun Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine isimli kitabı yayınlandı. Metin Cicero'nun en rahat okunan eserlerinden biri (bir diğeri de belki Dostluk Üzerine'dir--Cengiz'e selam olsun, onu da bekliyoruz). 

Cicero yaşlılıkla ilgili düşüncelerini Yaşlı Cato'nun ağzından dinleyicilere sunuyor. Bunlar gerçekten Cato'nun görüşleri mi yoksa Cicero yalnızca onun ismini ve saygınlığını kullanarak kendi görüşlerini mi kaleme alıyor bilmiyoruz (ayrıntılı bilgi için bkz. "Sunuş", v-xvi). Metnin başında Cicero şöyle yazıyor: "Masalların saygınlığı az olur diye tüm sözü, Ciuslu Aristo'nun yaptığı gibi, Tithonus'a değil, yaşlı M. Cato'ya verdim, böylece konuşmanın daha büyük bir saygınlığı oldu" (4). Bu, Cicero'nun Cato'yu seçmesindeki niyetini de ortaya koyuyor diye düşünüyorum. Diyalog olarak başlayan eser daha çok Yaşlı Cato'nun monoloğuna dönüşüyor, öyle de tamamlanıyor. Cato'nun karşısında ise Laelius ile Scipio var.

Cato'nun içinde bulunduğu yaşlılık çağını rahatlıkla benimsediğini monolog boyunca görüyoruz. Öyle ki, sizi kitabın sonuna geldiğinizde ölümün o kadar da korkutucu bir şey olmadığını düşünür hale getiriyor. Yakın zamanda okuduğum, beni birçok konuda düşündüren bir kitap oldu, okumaya başlarken bunu beklemiyordum açıkçası, ismi "Yaşlılık Üzerine" olduğu için belki. Ama kitabı okuduktan sonra siz de göreceksiniz ki, düşünmeye başladığınız şey yalnızca yaşlılık olmayacak. Kitabı--yaşarsak--hepimizin bir şekilde yaşlılık çağına varacağımızı düşünerek yalnızca yaşlılara değil her yaştan insana öneriyorum.

*

Yayın haklarına takılmadan, "tanıtım amacıyla, kaynak göstermek şartıyla kısa alıntılar" paylaşmak istiyorum:

"(...) felsefe ne kadar övülse azdır, felsefeye uyan biri ömründeki her çağı sıkıntısız geçirebilir." (4)
"(...) yaşlılığa karşı en uygun silahlar ilimler ve erdemlerin eyleme dökülmesidir." (7)
"Kişi kendini savunur, hakkını korur, kimseye boyun eğmez, son nefesine dek yakınlarına hükmederse yaşlılığı saygın olur." (20)
"Doğa ya da tanrı, insanı hiçbir şeyin daha üstün olmayacağı akılla donatmış; hiçbir şey bu tanrısal armağan ve bağışa haz kadar düşman değildir, zira şehvetin rehberliğindeyken ölçülülüğe yer kalmaz, erdem hazzın krallığında asla barınamaz." (21)
"Zira haz düşünceye engel, muhakemeye düşmandır, tabir yerindeyse aklın gözünü kör eder, erdemle takas edilebilir bir şey değildir." (22)

*

Marcus Cincius Alimentus, "Cincius yasası" (Lex Cincia) diye geçen yasayı teklif etmiştir; buna göre avukatlar dava açıldıktan sonra armağan ya da bağış alamayacaktır (19.dn). Bu yasa aklıma Bacon'ın durumunu getirdi: bir yandan hukuk kariyeri diğer yandan politik kariyeri devam ederken Bacon bir davacısının verdiği bağışı kabul ettiği gerekçesiyle dava edilir, suçlu bulunur, birkaç gün Londra Kulesi'nde yattıktan sonra bir daha kamu hayatında çalışamama cezası verilerek sarayın dışına çıkartılır. Hayatının son 5 yılını felsefe-bilim metinleri üretmekle geçirir. 

Eser bana klasik dünyadan bir ismi daha öğretti: Ennius. Maalesef Latin şiirinin babası sayılan bu isimden bihaberdim. Kendisinden günümüze kalan şeyler fragmanlar halinde, başka yazarların anlatıları içinde yer alıyor. 

Yaşlı Cato'ya göre yaşlılık rahatsızlık vermez, bilakis hoşa giden bir şeydir. Nasıl ki gençler akıllı yaşlılarla vakit geçirmeyi sever, yaşlılar da iti karakterleri gençlere öğüt vermeyi, bu öğütler sayesinde onları "erdemleri arzulamayı yönlendirmeyi" (15) isterler:
"Öyle ki, etrafı gençliğin öğrenme arzusuyla çevrilmiş yaşlılıktan daha tatlı ne var?" (17) 
Gençleri eğitmeyi, yetiştirmeyi, onlara görev üstlenme yükümlülüğü aşılamayı yaşlıların bir görevi olarak görür Yaşlı Cato, "bundan daha üstün bir iş olabilir mi?" (17)


Yaşlı Cato Pythagorasçı yöntemle hafızasını güçlü tutmayı talim ettiğini söylüyor: tüm gün yaptığı, işittiği, söylediği şeyleri geceleri aklından geçirmek. Günlük hayatımızda sıklıkla duyduğumuz bir laftır "Ben daha sabah/akşam ne yediğimi hatırlamıyorum," belki de Yaşlı Cato'nun bu öğüdüne şimdiden kulak asmak gelecek yıllarımızda bizi daha rahat ettirebilir. Yalnızca bedene yapılan yatırımın yeterli olmayacağını da söylüyor Cato, zihne yapılacak yatırım daha iyi ve saygın bir yaşlılık için iyi olacaktır. 


fotoğraf: mehmet çelik (erguvankalem.blogspot.com)


Kitabın bir yerinde bitkilere, çiftçiliğe ve bahçelere olan merakından/düşkünlüğünden bahsediyor Yaşlı Cato. Bu merak yaşlılıkta mı geliyor bilmiyorum ama tanıdığım birkaç insanın yaş aldıkça bahçeye, bitkilere ilgi beslediğini gözlemledim. Belki de monologunun başında dediği gibi "sonraki nesillere bir şeyler bırakmak" için yaşlılık çağında bitkilere ilgi göstermeye başlanıyor. 

Yaşlı Cato monologunun bir yerinde vardığı sonuçta şöyle diyor; "gençlikte temeli atılan yaşlılığı övdüm" (32). Bir çeşit kazanılmış olan saygınlıktan bahsediyor, birisinin yalnızca yaşlı olduğu için saygı gösterilmesinden ziyade, "son döneminde onurlu bir şekilde varılan bir ömür, saygınlığın nihai ürünü"nün (32) elde edilmesinden. Ne ekersen onu biçersin, gençliğini kaliteli bir şekilde geçirenlerin yaşlılıktan korkmasına gerek yok gibi. Zaten yaşlılığını da gençliğinde olduğu gibi yoğun ve çalışmayla geçiren kimsenin farkına varmadan, yavaş yavaş yaşlanacağını söylüyor Cato, önemli olan ruhunuzun yaşlanmaması. Buna izin vermeyen isanların da yaşlandığı görülmemiştir. Doğal sürecin parçası olarak, yaşayabildiğimiz kadar yaşayıp sonra da öleceğimize göre, yaşadığımız her anı iyi geçirmek, çünkü yaşlılığın ürünü geçen iyi zamanın hatırası ve bereketidir. Yaşlı Cato'nun monologunu bitirdiği temenni ile bu yazıyı tamamlayalım:
"Yaşlılıkla ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Umarım siz de bu çağa erersiniz de, benden duyduklarınızı tecrübe ederek onaylarsınız."


Künye: Cicero, Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine. çev. C. Cengiz Çevik. İstanbul: İş Bankası Kültür Yay., 2017. Baskı.     


>> Satın almak için Kitapyurdu || Oda Kitap 


Mehmet'in yazısı için bkz. || Cengiz'in yazısı için bkz.


14 Ocak 2015 Çarşamba

Saramago, _Defterler_

Saramago öyle bir yazar ki onu ya seversiniz ya da sevmezsiniz, ortası olabileceğini sanmıyorum. Yazılarının belli bir karakteristiği, belli bir tonu var, bu size cazip geliyorsa ne âlâ, gelmiyorsa da zorlamanın bir mânâsı yok. Zaten Saramago kendisi diyor "kolay sindirilebilecek biri değilim, tam tersine" (63). Blog yazılarının dilinin romanlarından hiçbir farkı yok: sadece "biraz daha" kısalar. Hemen hemen bütün kitapları gibi bu kitap da Pilar için başına şöyle not düşmüş Saramago: "Bu kitabın Pilar'a adanmasına gerek yok, çünkü bana, 'Bir işin var artık, blog yaz,' dediği günden beri zaten ona aitti."




Kitabın önsözünü Umberto Eco kaleme almış; "İlginç bir kişilik bu Saramago. Seksen yedi yaşında ve--söylediğine göre--bazı rahatsızlıkları var; Nobel sahibi ve bu ayrıcalığı sayesinde artık hiçbir şey üretmese de olur çünkü Pantheon'a girmeye hak kazanmış durumda (övgü pintisi Harold Bloom bile onu "hâlâ hayatta olan en üstün yetenekli roman yazarı... Tükenmeye yüz tutmuş edebiyat türünün son titanlarından biri" olarak nitelendiriyor) ve işte bakın şimdi bir blog yazmaya başladı; şuna buna çatıyor, polemikleri üzerine çekiyor, aforoz ediliyor--söylememesi gerektiği şeyleri söylediği için değil sözleri tartma konusundaki zaman yitirmediği için--ve olasılıkla bunu da özellikle yapıyor." Böyle başlıyor Eco'nun önsözü, her ne kadar Saramago'nun Nobel aldığı için artık bir şey üretmesine gerek olmadığı sözüne katılmasam da (zira bu zırvalıktır, zamanında bir hocam da bana: "Artık profesör oldum bir şey üretmesem olur" demişti) gerek Bloom'un övgüsü gerekse Saramago'nun bilerek sözlerini sakınmadığını söylerken Eco'ya katılmamak elimde değil. 

Anlayacağınız ben Saramago'yu seven grupta yer alıyorum; onun cümle kuruşlarını, noktalama işaretlerini kafasına göre karıştırmasını, özel isimleri bile büyük harfle yazmayışını, kelimelerini, yazdığı konuları da seviyorum. Defterler'i elime aldığımda fark etmeden epeyce okumuşum; politik konulardaki yazılarının yanı sıra aynı coğrafyadan ya da farklı coğrafyalardan meslektaşları hakkında yazdığı ufak "anma" yazıları şahane, Fuentes,Lourenço, Pessoa gibi yazarlar hakkında belki hiç bilmediğiniz, bir dostun dostunu anlatırken kurduğu cümlelerle anıyor bu yazarları; sosyal meselelere olan yaklaşımı; yazılarda araya sıkıştırdığı politik göndermelerine bayıldım. Kısacası çok çeşitli yazıları barındırıyor Defterler.







Bu yazılar Saramago'nun ömrünün sonuna doğru yazdıkları, o yüzden daha da önemli sanki. Kitapta kendi yazdığı yazıların dışında hastalığı yüzünden dikte ettirdiği yazıları da var. Bloga ilk başladığı zamanlar neredeyse her gün yazıyorken sonralara doğru artık daha seyrek yazmış. Yazılar Eylül 2008 ile Haziran 2010 tarihleri arasını kapsıyor, Saramago 18 Haziran 2010 tarihinde ölüyor. 

Kitabın son yazısı, 2 Haziran 2010 tarihli: 


"İSRAİL ORDUSU FİLİSTİN'E YARDIM FİLOSUNA SALDIRIYOR. 
Obrigado*, Mankell."   

İspanyolca çeviren tercümanın düştüğü dipnota göre Saramago da bu filoyla gitmek için davet edilmişti fakat sağlık durumu seyahate çıkması için uygun değildi. İsveçli yazar arkadaşı Henning Mankell'in bu filoya katılması Saramago için bir teselli kaynağı olmuştu. 


Bu olayın bizim ülkemiz nezdinde de önemi ve yankıları büyüktü, biliyorsunuz.    

Saramago'nun her siyasî göndermesini bir gün biz de açık açık yapabileceğiz umuduyla okudum, yüzümde buruk bir gülümsemeyle. **     


* (Port.) Teşekkürler. (ç.n.)



Künye: Saramago, José. Defterler (O cadernoi. Textos escritos para o Blog; O ultino caderno). çev. Nesrin Akyüz. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi. Kasım 2014. Baskı.


P.S. Söylemeden geçemeyeceğim Kırmızı Kedi Yayınevi'nin Saramago külliyatını sarı kapaklı basması yüzünden nerede sarı görsem aklıma Saramago geliyor; genelde sarının tonunu tarif etmek için limon sarısı denir, ben Saramago sarısı diyorum, o denli. 



** Yazıyı yazdıktan sonra böyle bir ekleme yapmam gerektiğini düşündüm. Charlie Hebdo katliamından sonra tüm dünyada dalga dalga yayılan ve yayılması da gereken bir sürü ayaklanma oldu, Fransa'da Türkiye Başbakanı'nın da katıldığı (!) yürüşler yapıldı, basında fazlaca yer aldı. Bugün sabah saatlerinde Cumhuriyet'e baskın oldu, sebebiyse Charlie Hebdo'nun son sayısından bazı karikatürleri basacak olmaları. Derginin Genel Yayın Yönetmeni Gerard Biard şöyle bir açıklama yaptı: "Türkiye zor bir dönemden geçiyor ve orada laikliğe saldırı var." 14 sayfalık son sayının İngilizce, İspanyolca, Arapça versiyonlarının da elektronik ortamlardan okunabileceğini bildirdi Biard. Cumhuriyet'in yayınladığı ise sadece dört sayfa. Hem de kapakta yine "olay olabilecek" karikatürü de almıyorlar gazeteye. Polis Cumhuriyet'in kapısında bekliyor, Cumhuriyet'ten yapılan açıklama ise polisin hedef gösterdiği yönünde.   

30 Aralık 2014 Salı

[çeviri] Sir Francis Bacon, "İngiltere ve İskoçya Krallıklarının Kutlu Birleşmesi Üzerine Kısa Bir Söylev"

İskoçya'nın bağımsızlık referandumuna sayılı günler kalmıştı ki Bacon ile ilgili bir şey okurken dikkatımı çekti, meğer Francis Bacon İskoçya ile İngiltere Krallıklarının birleşmesi üzerine fikirlerini birkaç risalede kaleme almış. Kutadgubilig için sadece bir tanesini çevirip notlayabildim, teslim tarihi çok yakındı. Fakat ilginizi çektiyse diğer metinleri şuradan James Spedding'in The Works of Francis Bacon edisyonundan bulabilirsiniz.   

Bu çalışmada da emeğine esirgemeyen çok sevgili meslektaşım (evet, kendisine böyle hitap etmesini seviyorum) C. Cengiz Çevik'e kamyon dolusu sevgiler: metnin satır satır üzerinden geçti, yanlışlarımı gösterdi. Sağolasın!! Ayrıca bu sayıda kendisinin de "Cicero'nun De Re Publica'sındaki Krallık Dönemi Anlatımının Analizi" başlıklı makalesini okuyabilirsiniz.  
(Ekleme: C. Cengiz makalesini academia.edu'ya eklemiş, buyrun: http://goo.gl/VBYAaQ )




Abstract: This study presents the first Turkish translation of Sir Francis Bacon’s political pamphlet called A Brief Discourse of the Happy Union of the Kingdoms of England and Scotland. In this discourse Bacon celebrates the union of kingdoms of Scotland and England by comparing it with the earlier forms of dynastic unions.   
Keywords: Francis Bacon, A Brief Discourse of the Happy Union of the Kingdoms of England and Scotland, History of England and Scotland, The Union of Crowns, naturalization.

Özet: Bu çalışma Sir Francis Bacon’ın A Brief Discourse of the Happy Union of the Kingdoms of England and Scotland isimli risalesinin ilk Türkçe çevirisini sunar. Bu söylevde Bacon hanedanlık birleşmelerinin önceki örneklerinden bahsederek İngiltere ve İskoçya krallıklarının birleşmesini kutlar.  

Anahtar Kelimeler: Francis Bacon, İngiltere ve İskoçya Krallıklarının Kutlu Birleşmesi Üzerine Kısa Bir Söylev, İngiltere ve İskoçya Tarihi, Hanedanların Birleşmesi, vatandaş yapma.


Şu linkten 26.sayıdaki diğer yazılara bakabilirsiz. 

-----
DÜZELTME: Maalesef yeni fark ettim. Dipnotta verilen Francis Bacon açıklamasında doğum ve ölüm tarihleri tamamen yanlış yazılmış. Doğrusu 1561 - 1626 olmalı. 
  

Not: Bu sayıyı ya da daha önceki sayıları satın almak isterseniz; internetten satın alayım evime gelsin diyorsanız adres: Kitapyurdu; yok hemen alayım okuyayım diyorsanız adres: Cağaloğlu'nda Ana Kitabevi; hem kitabevinden Dergâh Yayınlarını kitaplarınızı da alabilirsiniz. 


14 Ekim 2014 Salı

"Yazmak Üzerine Notlar"

Geçenlerde yaptığım bir yürüyüşün Remzi'de sonuçlanmasıyla edindiğim Jules Renard'ın kaleminden çıkan Yazmak Üzerine Notlar, Orçun Türkay çevirisiyle Sel Yayıncılıktan Ağustos ayında çıkmış. Sel Yayıncılık'ın yıllar önce tanıştığım bu, Geceyarısı Kitapları, serisi bana pek eğlenceli gelmişti, o zamandan beri nerede denk gelsem bir iki tanesini alarak seriyi tamamlamaya çalışırım (bazı güzel serilerde bunu yapıyorum, tamamını almaya çalışıyorum, bir diğeriyse Dost Kitabevi Yayınları'nın Babil Kitaplığı). Serideki diğer--aforizmatik--kitaplar gibi bu kitap da çalışmaya ara verildiğinde, kaave içerken, ya da yolculuk yaparken şöyle hafif ama güzel şeyler okuyayım, aklımda/kalbimde yer etsin, defterlerimi not düşeyim tadında bir kitap. Cumhuriyet Bilim ekinin bazı haftalar sayfalarının üstü ayılmadan basılır, düşününki Geceyarısı Kitapları'nın her biri böyle basılıyor, kitaplardan birini almaya karar verirseniz okurken yanınıza bir mektup açacağı ya cetvel türü bir şey bulundururak sayfalarınızı yırtmadan açma riskini azaltabilirsiniz. Bu özelliği seriyi eğlenceli bulmamdaki temel sebep sanırım. :) Renard'ın ilk okuduğum satırları bunlar, belki ileride romanlarına da bakarım fakat kendisini düzyazı ile okumaya başlamış olmak benim için daha heyecan verici oldu. 

Buraya, kitaptan telif haklarını ihlal etmeden, birkaç alıntı ile bu kitap hakkında biraz fikir sahibi olmanıza yardımcı olayım: 




"İroni insanlığın edebidir."


"Düzyazıyı, tadına bakmadan önce krema gibi soğumaya bıramak gerekir."


"Yaşamı en yalın ifadesine indirgemeli." 


"Yalnız, demek ki kitapsız kaldığım anda vasat birine dönüşüyorum: Derinliğim azalıyor." 


"İnsan kendi özgünlüğünü edinmeden önce nelere katlanıyor."


"Bir kitabı çözümlemek mi? Peki ya evdeki bir konuk olgun bir şeftaliyi yerken, görmek için parçalarını ağzından çıkarsaydı, ona ne derdiniz?"


"Özgür insan, aklını sonuna dek zorlamaktan çekinmeyen kişidir." 


"Okumalarımızın her biri filizlenen bir tohum bırakır ardında."





*

23 Haziran 2014 Pazartesi

"Söylenti Üzerine Bir Denemeden Parça"

Sir Francis Bacon'in dilimize çevrilmiş pek fazla kitabı yok maalesef; en çok bilenen eseri büyük ihtimalle YKY'den Akşit Göktürk'ün çevirisi ile çıkan Denemeler kitabıdır. Fakat bu da Hegel'in bir kitabının başına kondurduğu gibi "What is well-known is not necessarily known merely because it is well-known." Kaba tabirle dersek bir şey çok biliniyorsa illaki de bilinmesi gerekmiyordur çünkü zaten çok biliniyordur. Akşit Göktürk, hemen herkesin sevdiği, değer verdiği, takdir ettiği, gıpta ettiği, saygı duyduğu ve örnek aldığı İngiliz Filolojisi profesörü ve "çeviri uzmanı". Çeviri yapmaya başlayanların kitaplarına (özellikle de Çeviri: Dillerin DiliOkuma Uğraşı) şöyle bir göz attığı adam. 

Gerek tezim gereği gerekse Novum Organum (Yeni Araç) çevirimiz için Bacon ile bir haylı haşır neşir durumdayım. Hal böyle olunca Türkiye'de Bacon ile ilgili ne varsa toplamaya ve onları sömürmeye başladım. Öncesinde metnin Latince versiyonu, Sermones Fideles'in çevrilmesinde ya da düzeltmeside ufak ufak C. Cengiz Çevik'e yardım ederken farketmiştik ki met edilen Akşit Göktürk çevirisinin neredeyse her satırından bir hata var. O dönem fazla üzerinde durmamıştım, ne de olsa biz Latincesinden bakıp İngilizce'den çevirilmiş bir metnin yanlış olduğu kanısına varıyorduk. Şimdilerde Essays yani Denemeler'in satır satır incelemesini yapıyorum--direkt İngilizce metinden, İngilizce olan metinden çevrilmiş Göktürk çevirisine--fakat sonuç yine aynı. Neredeyse her satırda yine bir hata var, hal böyle olunca ilk kanımızın da doğru olduğunu kanıtlamış oldum, en azından kendime. 

İlerleyen zamanlarda çevirideki hataları ya da metinle ilgili bilgileri paylaşırım. Bu yazı da ise şu ciddi meseleyi ele almak istiyorum:

Essays ilk olarak 1597de Essayes. Religious Meditations. Places of perswasion and disswasion ismi ile basıldı. Bu edisyonda 10 tane deneme, the Meditationes Sacrae ve the Colours of Good and Evil vardı.  

1607 ile 1612 yılları arasında, The Writings of Sr ffrancis Bacon Knt: the Kinges Sollicitor Generall in Moralitie Policie and Historie ismi altında bir el yazması (Manuscript) hazırlandı. Bu el yazmasında ilk baskıdaki 10 denemenin yanı sıra 24 tane de yeni deneme yer aldı. 

İkinci edisyon 1612de The Essaies of Sr Francis Bacon Knight, the Kings Solliciter Generall isimi ile basıldı. Edisyonda 9 tanesi ilk 10 denemeden 23 tanesi el yazmasından ve 6 tanesi de yeni olmak üzere 38 tane deneme vardı. 

Son edisyon ise Bacon ölmeden bir yıl önce 1625de The Essayes or Counsels, Civill and Morall, of Francis Lo. Verulam, Viscount St. Alban ismi ile  basıldı. Bu edisyona eski denemelere 20 tane yeni deneme eklenerek toplamda 58 tane olacak şekilde genişletildi ve gözden geçirildi. Aksi belirtilmediği halde tüm çeviriler bu 58'lik son edisyondan yapılır. 

Gelelim neden Akşit Göktürk çevirisine laf edilmesi gerektiğine; toplamda 58 tane olması gereken Denemeler, Göktürk'ün çevirisinde 59 oluyor, peki nasıl? 

Bacon'ın ölümünden çok sonra 1657de A Fragment of an Essay: Of Fame isimli bir kitapçık yayınlanıyor. Elinize Batı'da yayınlanmış istediğiniz bir Bacon Essays edisyonunu alın, açın ve bakın. Çoğunda bu denemeyi görürsünüz fakat bunu kitaba Appendix (ek) olarak koyarlar. 58 tane denemeye eklemezler. Maalesef bizde bunu kontrol edecek birileri olmadığından ya da vardıysa da aman hocama zarar vermeyeyim diye yıllardır bahsedilmemiş. Bu, hepimizin bildiği çok bilinen kitapta da "Söylenti Üzerine Bir Denemeden Parça" ismiyle 59. deneme olarak yerini alıyor. 

İlk baskısı 1982de Adam Yayıncılık'tan çıkan Göktürk çevirisi maalesef 32 yıldır 59 deneme ile yayınlanıyor, şimdiye kadar da bir düzeltme yazısına denk gelmedim. Tıpkı orijinal Essays'in birçok edisyonun olması gibi çevirilerinin de birçok edisyonu olmasını umuyor, aklı başında yayıncıları da göreve çağırıyorum.


:)          




27 Nisan 2014 Pazar

[çeviri] Herbert Spencer, "Devleti Yok Sayma Hakkı"

Aylar önce, Yeditepe Üniversitesi kütüphanesinin--genellikle kimsenin bulunmadığı--felsefe raflarında gezinirken Herbert Spencer'in tüm eserlerinin bulunduğu kısmı keşfetmiştik. Social Statics'in ilk kitabı olduğunu bilmeden alıp incelemeye başladık. "Devleti Yok Sayma Hakkı" isimli bu makalesi özellikle ilgi çekiciydi, zira insanın devleti yok sayma hakkının olması ziyadesiyle kullanışlı bir şey. [Hele ki, geçirdiğimiz Gezi direnişi günlerinde daha da anlam taşıyordu.] O zamana yetiştirememiştim ama şimdi Kutadgubilig'in 25.sayısında yayımlandı. Yılda iki kez (mart - ekim) basılan felsefe-bilim araştırmaları dergisi, Türkiye'de basılan sayısı bir elin parmağını geçmeyen doyurucu felsefe dergilerinden biridir. C. Cengiz Çevik'in desteği olmasa herhalde bu makaleyi daha uzun bir süre basılmış halde göremezdik; çeviriyi okuyup, benimle satır satır üzerinden geçip, kavramların çevirisini tartıştıp, fikirlerini verdiği için kendisine kamyon dolusu teşekkür ediyorum. Prof Dr Ayhan Bıçak hocamın teşviki ve ilgili bu çalışmayı daha da özel kılmıştır.



Abstract
This study present the first translation (in Turkish) of an essay "The Right to Ignore the State" from Herbert Spencer's first book Social Statics. In his essay Spencer argues that this right is a natural right for everyone. According to Spencer, having the law of equal freedom is the key to the right to ignore the state.
Keywords: state, Herbert Spencer, "The Right to Ignore the State", Social Statics, Liberalism, right, the law of equal freedom.

Özet
Bu çalışma Herber Spencer'in ilk kitabından, Social Statics, alınan "Devleti Yok Sayma Hakkı" isimli makalesinin ilk kez Türkçeye olan çevirisini sunar. Bu makelede Spencer, devleti yok sayma hakkının insanlara tanınması gereken doğal bir hak olduğunu iddia eder. Spencer'a göre bu hakkı elde etmek, eşit özgürlük yasasından geçer. 

---


Not: Bu sayıyı ya da daha önceki sayıları satın almak isterseniz; internetten satın alayım evime gelsin diyorsanız adres: Kitapyurdu; yok hemen alayım okuyayım diyorsanız adres: Cağaloğlu'nda Ana Kitabevi. Hem kitabevinden Dergâh Yayınlarını kitaplarınızı da alabilirsiniz. 

13 Kasım 2013 Çarşamba

"Hamlet'te Sözü Geçen Özel Adlar"

Olur da birinin ihtiyacını görür diye, şunları ekleyeyim dedim.
Kaynak: Shakespeare, William. Hamlet. çev. Sabahattain Eyüboğlu. sf. 177-179. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. 2010. Baskı.   








*

27 Eylül 2012 Perşembe

Şiir Atlası V

Prof Cevat Çapan hocamın "Şiir Atlası" köşesini yayınlamaya devam. Öncekiler için bakınız




---


25.12.2003

"Açıkça anlıyorum ki anlamıyorum"

Bu sayfalarda daha önce de şiirlerini yayımladığımız Juan Gelman, Arjantin'in en önemli şairlerinden biri. 1976'da askeri diktatörlük sırasında tutuklanan oğlundan ve gelininden bir daha haber alamayınca hapiste doğduğuna inandığı torununu aramaya başlamış. Bu dönemde yazdığı şiirlerin çoğunda kaybolanların ve onların yakınlarının acılarını bütün dünyaya duyuran bir şair.


Cevat Çapan


Dönüşler

Demek döndün sonunda.
Hiçbir şey olmamışçasına.
Toplama kampları bile.
Sanki 23 yıldan beri
ne duydum, ne de gördüm seni.
Yeşil ayı geri geldi, sen kendine
iki boy büyük gelen paltonla,
bense hâlâ bir baba. Sonunda
Döndük o tükenmez baba-oğulluğumuza,
o sonu gelmeyen prangalar içinde.
Bunlar hiç bitmeyecek mi?
Sen hiç sonunu getirmeyecek kendi sonunun.
Geri geliyorsun geri geliyorsun hep
ve ben anlatmak zorundayım sana ölmüş olduğunu.


Kuş

Kuş diyerek yok ediyorum onu
bu da bağışlanmaz bir günah.
Kuşsa sürdürüyor uçuşunu.
Ben kendi içimde yok ettim onu, hepsi bu.
Artık uçmuyor kuş, ağaçtaki
yuvasını da yapmıyor, birtakım
düşünceleri de canlandırmıyor
bende. Yitip dalların arasında
ve kokular içinde.
ben neyim ki onun için?
Bir hiç aslında.
Eskiden gelir beni ararlardı yitirdiklerim
ve anılarını yitirdiklerim.
Şimdi gizleri çözülmüş sessizlik onlar
ve öldü birtakım umutlar.

Yolculuklar

İnsan inine nasıl girerse o da öyle giriyor şiirlerine.
Penelope,
sökmek şöyle dursun,
asla bir kazak örmeyecek ona.
akhaların telaşı yok onda.
Priamos'la Arisbe'nin aşkları
anlamsız onun için, bu yüzden de
sürekli zil seslerine ve havadaki
başka serüvenlere dikmiş kulaklarını,
yer değiştirmelere belki, zaman değişmelerine.
Evrenin bilinmez bir itkisiyle
yıldızların ışığı yansıyor yüzüne.
Aptal aptal baktığı kuru yapraklar
dökülüyor üstünden.
Çıplak ve titriyor. Adalet yok,
bulunacak bir şey değil aradığı da.
Gürültüler
bu ayak sesleri onu mu arıyorlar?
şu duran araba onun kapısında mı bekliyor?
sokaktaki o adamlar onun mu peşindeler?
birtakım gürültüler var gecede
bu gürültülerin üstüne doğuyor gün
kimse durdurmuyor güneşi
kimse engel olmuyor horozun ötmesine
kimse durdurmuyor günü
nice günler ve geceler olacak o görmeyecek
olsa bile
kimse durdurmuyor devrimi
hiçbir şey durdurmuyor devrimi
birtakım gürültüler var gecenin içinde
bu ayak sesleri onu mu arıyorlar?
şu duran araba; onun kapısında mı bekliyor?
sokaktaki o adamlar; onun mu peşindeler?
birtakım gürültüler var gecede
gün doğuyor bu gürültüler üstüne
kimse durduramıyor günü
kimse durduramıyor güneşi
kimse engel olamıyor horozun ötmesine
Açık seçik
kim görmüş güvercinin şahinle evlendiğini
güvenme sevgiye sömürülenlere sömürenlere
sahtedir böylesi ağza alınmaz evlilikler
yıkımlar doğar bu evliliklerden uyumsuzluklar acılar
doğar
ne kadar ayakta kalır böyle birleşmelerin evi
en küçük rüzgârda yerle bir olmaz mı gökler yıkıp
yok etmez mi onu ey yurdum?
üzgün! öfkeli! güzel! yurdum idam mangası önünde
dikilen
her yanı devrimci kanlar içinde!
nerdeyse her ağaçta gıdaklayan
ve daldan dalda konan
piskopos başlığı gibi renk renk papağanlar
daha mı yalnızlar? daha az mı yalnızlar? yalnızlar mı?
hem kim görmüş kasabın körpe buzağıyla sevecenliğin anamalcılıkla evlendiğini? sahtedir böylesi evlilikler yıkımlar doğar
bu evliliklerden uyumsuzluklar acılar
şu şiirin üstünde demir kubbedeki gün gibi fır dönen
gerçekler doğar


Açık Mektup Oğluma

XIII
geldin de görmüyor muyum seni? / nerede
gizleniyorsun / hiçbir şey gözümü senden
ayıramayacak mı artık? / inliyorum gecede /
içimde saklıyorum bu iniltiyi beni avutmasına
karşı duruyorum böylece / ey yaralı yokluk /
kuruyarak / seni özleyerek / kaç kez bezini
değiştirdiğimden önce / görmeye geldin beni? / her şeyin
içinden çıkıp görmeye geliyorum seni / nefret ederek
kendi numaralarımdan / olmuş olduğumdan / hatırlıyor
musunlarımdan / içimi dışıma vuran dokunuşlardan / uçup gelebilir misin bu cendereden? / acaba kendimi
kendimden kurtarsam / sarılabilir miyim sana kentin
varoşlarında / seni aradığım o koca yapılarda? /
seni bulamayınca düşünüp duracak mıyım hep /
senin yitişini mi kazanıyorum kendimi yitirerek? /
kendimi ruhsuzlaştırarak ruh verebilir miyim sonunda
senin küçücük ruhuna?

XVII
senin haberinden başka haber duymak istemiyorum /
açlıktan ölenin / seni bulmak için daha derin
kazanın / karanlıktan çıldıranın / kendi
öfkesini ateşe atıp kül edenin / olmayan
bakışına bakıp / orada kendini yansır göremeyenin /
anısını kırıntılarla beslemek olur herhangi
başka bir haber / gümüş bir sır çekiyorsun
üstüne bu gölgenin / senin bu ürperişin /
soğuk ter seni duyduğumu sandığım zaman /
sevgiden donmuş yatıyorum sen olan yarımla
yan yana yattığımda / hiçbir zaman sana ulaşamadan /
açıkça anlıyorum ki anlamıyorum

21 Nisan 2012 Cumartesi

Gözyaşı Entelektüel Bir Şeydir: Duygunun Anlamları

Jerome Neu'nun Gözyaşı Entelektüel Bir Şeydir: Duygunun Anlamları adlı eseri C. Cengiz Çevik ve benim ortak çevirimle Kabalcı Yayınevi'nden yayınlandı.
(Cengiz'in tanıtımı için bkz. burada.)

Cengiz'in de bahsettiği gibi çevirinin çoğunu Kadıköy Moda'daki Nero'da yaptık, artık oradakiler kasaya yaklaştığımızda hemen kahvelerimizi hazırlar hale gelmişlerdi. Bu cüssede bir kitabı sabah-akşam çalışarak--hatta yılbaşı gecesi çalışarak--oldukça kısa bir zamanda bitirdik (tamamlanmış olması hâlâ ilginç geliyor). Metinde geçen birçok konu başlığını biz de aramızda tartışarak epey vakit kaybettik denebilir belki ama birçok şeyi öğrenmemize de yardımcı oldu bu tartışmalar; debdebeli tamlamalarla ve terimlerle uğraştık.


“California Santa Cruz Üniversitesi’nde felsefe, psikoloji ve psikanaliz alanlarında çalışmalarını sürdüren Jerome Neu bu eserinde farklı konularda derlediği yazılarıyla duyguların farklı anlamlarına ve yorumlarına keyifli bir yolculuk yapıyor. Bu yolculuğun her durağında Neu’nun akademik bilgi birikimine karışan içten heyecanını duyumsayabiliyorsunuz. Neu bu heyecanla, Eskiçağ’dan Ortaçağ ve Rönesans’a, oradan da günümüze dek, insani duyguları anlamaya çalışmış olan büyük filozofların, düşünürlerin, edebiyatçıların ve akademisyenlerin görüşlerini olabildiğince önyargısız bir şekilde ve sade bir dille anlatırken kendisine “düşünmek bilinen şeyi değiştirebilir” düsturunu temel alıyor ve eserin bir yerinde şöyle diyor: “Duygulara sahip olunabilir, duygular ifade edilebilir, duygular işlenebilir, duygular bastırılabilir… Ben de burada onlar hakkında düşünmeyi istiyorum, onlar hakkında düşünmenin onları dönüştürebileceğine inanıyorum.”Neu ilkin OUP tarafından 2000 yılında basılan bu eserinde duygulara ilişkin mitoloji, felsefe, psikoloji, psikanaliz, biyoloji ve antropoloji gibi farklı kaynaklardan süzülen açıklamaları “entelektüel” olduğu kadar edebi bir duyuşla da okuyucuya sunarken, eserini İngiliz şairi William Blake’in bir dizesiyle adlandırıp taçlandırıyor.” [Tanıtım yazısından]

Çeviriyi yaparken tuttuğumuz bir de çeviri defterimiz vardı, burada akla durduk yere gelmeyecek oldukça hoş benzetmeleri, kelimeleri, terimleri, kitap isimlerini...vs. not almıştık. Sonrasında ben başka işlerde çalışırken de oldukça yararlandım ondan. Cengiz ise bunları blogunda ayrıca ele aldı.

Keyifli okumalar!

Kitabı satın alabileceğiniz bazı linkler;
Oda Kitap  || İdefix || Pandora ||