king lear etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
king lear etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2013 Cumartesi

Soytarı

King Lear, kızları tarafından ihanete uğradığında bir tek soytarısının eşliğini istemiş, bir tek onun dediklerine alınmadan, tefekkür ederek kararlarını vermişti. Krallar soytarılarını neden öldürtmezler?

Onlar ki, bir krala "söylenilmemesi" ya da "yapılmaması" gereken davranışları sürekli tekrarlarlar. Etrafın dediğine aldırmadan davranır, görgü kuralı, mantık kuralları gibi "ayrıntılara" takılmazlardı. Lear'in soytarısı bir nevi kralın vicdanının sesiydi ve doğruları sadece doğruları haykırırdı. Jan Kott onun için şöyle demişti: "Soytarı hiçbir ideolojiye izin vermez. Onun için tek bir gerçek vardır kötüye verilmiş ceza ve iyiye verilmiş olan ödül." Bu kadar basitti cidden her şey, her şey ortadaydı... Bir tek soytarının çıkarları yoktu, belki de bu denli dürüst bu denli doğrucu olmasının sebebiydi bu.   

IV. Henry'den Falstaff'ı hatırlayın; o da bir soytarı (fool) değil miydi? Prens Henry'e babası Kral IV.Henry'nın gerçekte yaptıklarını dolandırmadan, yüzüne söylemedi mi? Savaşın aptalca bir şey olduğunu, insanlara sadece "onur" denilen yenilmez içilmez bir şey sağladığını; insanları baskı altında tutmak için üretilmiş şeylerin tümünün aptalca olduğunu, var olan görgü/ahlak kurallarının saçmalıktan ibaret olduğunu hem de gelecekte Kral olacak prense söyleyen yine Falstaff değil miydi? Evet, izlerken hem ona hem de onunla birlikte çok gülersin fakat senin içine varolan şeylere karşı şüpheyi sokan yine o olur.

Hamlet'teki mezar kazıcılarını hatırlayın bir de: Seyirciye olayları bütün çıplaklığı ile vermiyor muydu, dinleyende şüphe uyandırmıyorlar mıydı?

Soytarının görevi, belki de Shakespeare'ın soytarılarının görevi, bu şüpheyi seyircisine haliyle halka vermekti. Öyle ki Shakespeare sadece komedi unsuru olarak görmedi soytarıyı onu trajedilerinin de neredeyse baş kahramını yaptı. Hayatın her alanında olmaları gerektiğini düşündüğünden belki de. Peki ya günümüz siyasetçilerinin soytarılarına ne oldu? Onların soytarıları birer dalkavuk / yalaka / yandaş oldu, yanlarında doğruyu söyleyebilecek tek bir insan kalmadı. Krallar bile kendilerine "frenleme sistemi" bulmuşken, demokrasi sistemi içindeki vekiller kendilerini kral / diktatör / tanrı yapıp keyfini sürdüler. Soytarılık görevi ise şimdi "çapulcu" diye anılan grubun omuzları üstüne kaldı. 

Artık, onları soytarısı olmadığı için suçlayamayız, ama kendimizi onun soytarısı olmadığımız için suçlayabiliriz. 

26 Nisan 2012 Perşembe

"Death and the King's Horseman" üstüne bir yazı

Death and the King's Horseman, 1975 civarında Wole Soyinka tarafından yazılan konusunu gerçek bir hikayeden alan 5 perdelik bir tiyatro oyunudur. Oyun, 1950'lerde İngiliz kolonisi olan Nijerya'da geçer. Yoruba geleneklerine göre kral öldüğünde, onun en sevdiği köpeği ve atı da öldürülür, ve süvarisi de "ritual suiciade" adı verilen bir törenle intihar eder. Eğer bu tören yapılmazsa kralın ruhunun toplumu rahat bırakmayacağı ve cennete gidemeyeceği düşünülür, süvari ve hayvanlar onun cennete ulaşabilmesi için yardımcı olacaklardır.

Oyun işte tam bu noktada perde açar, Elesin, süvari, o gece kendini öldürecektir; ilk sahnede Elesin'in  Praise-Singer ile bir konuşması vardır, ritmik bir konuşmadır bu, küçük yerel şarkılar söylenir; sahnenin sonunda Elesin çok güzel bir genç kız görür ve "ölmek üzere olan bir adamın son arzusu" olarak o kızla evlenmek ister. Bu genç kız, Iyaloja'nın (Market'in yaşlı ve bilge kadını) oğlu ile nişanlıdır, Iyaloja kendini karakter yapan kararını açıklar ve kızla Elesin'in evlenmesine izin verir.

Oyunun ikinci sahnesi "beyaz insanların evinde" geçer. Simon & Jane Pilkings (vali ve eşi) Çavuş Amusa sayesinde bu intiharın gerçekleştirileceği haberini alırlar; çift ise Prens'in de katılacağı bir maskeli baloya gitmek için hazırlanmaktadır. Fonda sürekli davul sesleri vardır, bu ritmler Simon'i germektedir, bu, konuşmasına da yansır. Jane, daha yeni Hristiyan olmuş olan uşakları Joseph'a bu ritmlerin ne için olduğunu sorar, Joseph bilmediğini sesin hem düğün hem de ölüm müziğine benzediğini söyler, bir şeylerin ters gittiğini sezer. Sahne bitmeden önce Pilkings, Çavuş'u Elesin'i tutuklaması için market alanına gönderir.

Üçüncü sahnenin başında Amusa kendisine verilen görevi yerine getirmek için davulların çaldığı market alanına gider, ama içeriye giremez, kadınlardan oluşan bir grup buna izin vermez, bir de üstüne çavuşla dalga geçerler; içeriden çıkan Iyaloja ne olduğunu görür ve Amusa'dan gitmesini ister; bu gecenin Elesin'in düğün gecesi olduğunu bu yüzden sessiz sakın geçmesini istediğini söyler. Amusa başarızlığını Pilkings'e bildirmek için yanına gider, vali olaya el koyar ve bundan sonra kendisinin ilgileneceğini söyler. Kralın öldüğünü öğrenen Olude, Elesin'in büyük oğlu, tıp okumak için gittiği İngiltere'de babasını gömmek için geri gelir. Pilkings'in bu duruma karışmamasını ister, ama bu istek boşunadır. Davul seslerini duyan Olunde babasının öldüğünü düşünür ve cesedi görmek için çıktığında babasını elleri kelepçeli halde karşısında bulur. Olunde onu tanımamazlıktan gelir, süvari ise korkunç bir utanç içindedir; ondan beklenen işi yapamamıştır, halbuki oyunun başından beri görürüz ki ölüme korkuyla falan yaklaşmamakta, hatta ondan "atalarımı görmeye gideceğim" diye söz etmektedir. (Ama güzel kız aklını çelince oyunun aksiyonu da buradan çıkmış oldu.)

Oyunun son sahnesi Elesin'in hapisteki hücresinde geçer. Oyun boyunca baktığımızda üç en fazla dört mekan kullanılmıştır olduğunu görürüz. Sonunda babası yerine Olunde kendisini öldürür, genç karsı ile Elesin ise Olunde'nin ölü bedenine bakakalırlar. İngiliz çiftte ise bir değişiklik görmeyiz. (belki Jane de biraz görülür)


Oyunun ikinci baskısı için kaleme aldığı notta Soyinka, oyunu bir ""kültürler çatışması" olarak görmediğini, oyuna böylesi bir önyargı etiketi koymak istemediğini söyler. Oyunu daha çok "metafiziksel" olarak tasvir eder. Bence de oyun hayatın bir yansıması gibi, ölüm ve ona giden andaki olayların gösterimi.

Türü için rahatlıkla trajedi diyebilir. Marketteki kadın grubu klasik oyunlardaki korolara benziyor, gerçi burada aksiyona dahil oluyorlar ama işlevleri koro ile aynı. Oyun bana okurken Shakespeare'i hatırlatmadı değil; onun trajedilerini okurken bazı yerlerde gülümsersiniz bazı yerlerde de gözünüz dolar; Soyinka'da da benzer bir tını var, lakin ilk üç sahneden sonra gülümsemeleriniz acı bir hal almaya başlıyor, bu da Wole Soyinka'nin trajedideki başarısını göstermekte.

Aristotelesçi bir klasik yapısı olan bir oyun yazmış Soyinka; 5 perdelik yapısı, karakterden ziyade aksiyonun önem taşıdığı, neredeyse 3 birlik (zaman, mekan, aksiyon birliği) kuralına uygun.

Oyun karakterini kabaca iki gruba ayırabiliriz; beyazlar ve siyahlar. Beyazlar grubundakiler Jane hariç tip kategorisindedirler; ne çelişki taşırlar ne de değişim gösterirler. Ama Jane, Olunde'nin ölümünden sonra ufak bir değişim gösterir. Siyahlarda ise, Iyaloja müstakbel gelinini Elesin ile evlendirme konusunda karakter olduğunu gösterir. Olunde için karakter diyebiliriz, neticede onun ölmesi değil babasının ölmesi gerekiyordu ama o karar verdi ve kendini öldürdü. Oyunun aksiyonuna katkısı yadsınamaz.

Bence müziği de bir oyun karakteri sayabiliriz; bu oyun müziksiz düşünülemezdi. Soyinka'nin dediğine göre Nijerya müziksiz olamazmış. Hocam Prof. Dr. Ayşın Candan'in anlattığı bir hikayeyi alıntılayayım; 1996'da seyirci olarak katıldığı bir konferansa Soyinka da konuşmacı olarak katılmış, orada oyunlarından bahsederken Nijera'nın müziksiz yaşayamayacağını söylemiş, müziğin önemini  göstermek için ufak bir deney yapmış; salonu üçe bölmüş, her bir bölüme farklı ritmler vermiş ve bu ritmleri kendisi yöneterek bir melodi çıkartmış ortaya, salonda oluşan hava inanılmazdı diyor Candan, eminim öyledir, çünkü oyunu okurken de ritmlerin gücünü hissedebiliyorsunuz. Sanki o da bir karaktermiş gibi diğer karakterleri etkiliyor ve aksiyona dahil oluyor.

Oyunun diline gelirsek; bir İngiliz sömürgesi olan Nijerya'daki toplumu İngilizce konuşurken kaleme almış Soyinka, aralar da yerli dilden kelimeler, pasajlar eklemiş. Sade ama ritmik bir dili var, daha çok diyaloglardan oluşsa da monologlara da yer verilmiş. Sahne yönetimi de oldukça yer kaplıyor oyunda.

Sahnelenirken dekorun mümkün olduğunca sade tutulması taraftarıyım, oyun karakterleri ve olaylar yeterince renkli olduğu için bunu yansıtmak için sadelik güzel olur. Işığı dekor olarak kullanmak yaratıcı olabilir.

Toparlayarak bir sonuç yazmak gerekirse, oyunun sonunda suçsuz bir genç adamın ölmesi, İngiliz kolonisini temsil eden çiftin herhangi bir değişim göstermemesi Soyinka'nin gidişattan pek de umutlu olmadığını gösteriyor, eğer olsaydı Olunde yerine Elesin'i öldürürdü bence. Bu yüzden tam bir trajedi diyoruz, Shakepseare'in King Lear'ini çok acı bulup da değiştirenler 21.yüzyılda olsalar bu oyunu da değiştirirler miydi acaba?



                                                                     * * *

  
Not: Oyunu okumak isterseniz sadece İngilizcesi var, maalesef daha hiçbir metninin Türkçe'ye çevirisi yapılmadı.



14 Aralık 2011 Çarşamba

Shakespeare'in Kral Lear'ı


Oyun, büyük ihtimalle Othello (1603-1604) ile Macbeth (1606-1607) aralığında yazılmıştır, bu yıllar Shakespeare’in trajediye en hakim olduğu yıllardır.1

Lear (Llyr ya da Ler) eski Britonların mitolojisinde mühim yer edinmiş olan bir figürdür. İrlanda ve Galya halk hikayelerinde çocukları üzerine öyküleri vardır. Bu hikayenin, Shakespeare’in de aşına olduğu bilinen, 16.yüzyıl Tudor türleri şunlardı: Monmounth’lu Geoffrey 12.yüzyılda yazdığı Historia Regum Britanniae (1136) adlı eserinde Lear’in üç kızı hakkında yazılmış olan bir halk masalını eklenmişti, Holinshed, bu masalı Chronicle’ına (1587) aktarmıştı, Edmund Spencer The Faerie Queene ve The True Chronicle History of King Leir adlı eselerinde hikayeyi konu etmişti, John Higgins The First Part of the Mirror for Magistrates (1574)—hepsi de mutlu sonla bitmişti.2 Shakespeare kendine ana kaynak olarak Holinshed’in versiyonunu seçer.3

Oyun, Kral Lear ve üç kızını (Gonorilla, Regan, Cordeilla) konu alır. Kral yaşlanınca topraklarını çok sevdiği üç kızı arasında paylaştırmak ister, bunu yapmadan önce her birine kendisini ne kadar çok sevdiklerini sorar. Büyük kızları, Gonorilla ve Regan, sevgilerini süslü kelimelerle abartarak babalarına sunarken Cordeilla ise şöyle der; “Bir kızın babasını sevmesi gerektiği kadar.” Bu lafın üstüne sinirden köpüren Lear kızını evlatlıktan reddeder, o sırada Cordeilla’ya talip olan Fransa Kralına çeyizsiz, gelin olarak verir. Ülke ise iki büyük kız arasında pay edilir.


Oyunda iki ana plot vardır: İlki Kral Lear ve kızlarının hikayesi, ikincisiyse Gloucester ve oğullarının (Edgar, Edmund) hikayesidir. Bu iki plot oyun içinde öyle ustalıkla birbirine bağlanmıştır ki, herhangi birini çıkartmak mümkün değildir. Zira bu tragedyanın sonunu sağlayan temel öğe Edmund’un kötülükleridir. Shakespeare, bu oyununa kadar hiçbir eserinde bu denli zengin bir kurgu yapmamıştır.

Oyun tarihsel oyun ya da bir tragedya gibi gözükse de hiçbirinin tür özelliklerini taşımaz. Oyunun sonunda, tarihsel oyunlardan aşına olduğum gibi düzeni sağlamak üzere uzak diyarlardan ülkeyi kurtarmaya bir prens gelmez, geri taç giyebilecek bir soylu da kalmaz. Oyun, yozlaşmış bir dünyadan kesit sunar adeta, buradan geriye kalan Albany, Kent ve Edgar ise bu yozlaşmış dünyanın “yıkılmış kalıntılarıdır”. Oyun kaos içinde son bulur. 

Oyun, gelen her sahneyle daha da karamsarlığa bürünür ve sonunda Lear, Gloucester, Cordeilla, Regan, Gonorilla ve daha birçoklarının ölümü ile son bulur. Shakespeare geleneksel mutlu sondan kaçmak için böyle bir yol izlemiş ve eseri dramatik bir yöne çekmiştir. Dönemin ve daha sonra gelen bazı yazar / eleştirmenler bu karanlık sona dayanamazlar ve “mutlu son” uyarlamaları yapılır, mesela; Natum Tate’nin uyarlamasında (1681); Kral’ın soytarısı cezalandırılır, Edgar ve Cordelia evlendirilir, Lear tekrar tahta çıkarılır ve ölene kadar tahtta kalır, bu uyarlama İngiliz sahnesinde yaklaşık 150 yıl kadar oynadı.

“Oyunu tekrar okumayı yüreği kaldırmayan” Shakespeare editörlerinden Dr. Samuel Johnson, bu itirafla 18.yüzyıl seyircinin de sesi olmuştur.4



1 King Lear, “Introduction” David Bevington
2 King Lear, “Introduction” David Bevington 
3 King Lear, “Kral Lear Üzerine” Prof. Özdemir Nutku 
4 King Lear, “Introduction” David Bevington