umberto eco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
umberto eco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2014 Cumartesi

(Alıntı) Eco, _Foucault Sarkacı_

Modellerin altüst olduğu bir dönemin eşiğindeydik. Altmışlı yılların başında sakal hâlâ faşistlik göstergesiydi--sakalı kırkmak, yanakları, Italo Balbo biçiminde tıraş etmek gerekiyordu--'68'de sakal, protesto göstergesiydi; şimdiyse yansız, evrensel, kişisel bir seçim sorunu olmaya başlamıştı. Sakal her zaman bir maske olmuştur (tanınmamak için sakal takılır); '70'li yılların başında gerçek bir sakalla da gizleyebilirdi insan kendini. Gerçeği söyleyerek, daha doğrusu, gerçeği bilmecemsi, kaçamaklı bir biçimde dile getirerek yalan söyleyebilirdiniz; çünkü insanın ideolojisi sakalına bakılarak kestirilemiyordu artık.  (sf. 121-122)

Eco'nun şimdiyse diye bahsettiği dönemler '90'ların İtalyası. Bizim de tarih olarak alışık olduğumuz bu saç-sakal mevzu 70ler-80ler evresinde insanı solcu ya da sağcı olarak kodlamak için birebirdi. Benim dikkatımı daha çok çeken, 90lar İtalyasından bu sorunun hallolmuş olmasıyken, 21. yy Türkiyesinde hâlâ benzer sorunları, sık sık ve fazlasıyla yaşıyor oluşumuz.   




31 Mart 2013 Pazar

Eco İstanbul'a geliyor (aman ne güzel!)


Geçen haftadan beri entelektüel camianın konuştuğu bu hoş konuk İstanbul'a gelecek ve iki toplantıya katılacak. İlki 9 Nisan 17.00'de Boğaziçi Üniversitesi, Albert Long Hall'de olacak seminerde Umberto Eco'ya Orhan Pamuk ve Patrizia Viola katılacak seminerin başlığı ise "A Dialogue on Facts Fiction History". (http://www.150.boun.edu.tr/index.php) Diğeri ise Tepebaşı'ndaki Casa del Italia binasında yapılacak konuşmaya, Cemal Kafadar ve Patrizia Viola da katılacak.  (http://www.iicistanbul.esteri.it/IIC_Istanbul/webform/SchedaEvento.aspx?id=814)


Tabii ben de böyle güzel bir haberi görünce hemen Boğaziçi'ni aradım prosedürü öğrenmek  için, telefonu açan sekreter konuşmayı sadece "aktif Boğaziçililerin" izleyebileceğini  ama meraklanmamamı çünkü konuşmanın canlı olarak da yayınlanacağını söyledi. Bildiğiniz üzere 21.yüzyılda hiçbir şey saklı kalmıyor video tabii ki youtube'a düşecek meselemiz bu değil ki. Eğer böyle olsaydı Eco'yu hiç yerinden oynatmaz bir kamera ve internet bağlantısıyla işimizi hallederdik, evimizde göbeğimizi kaşırken youtube'dan izlerdik. Cengiz Çevik'in söylediği gibi "Boğaziçili olmanın ayrıcalığını" mı gösteriyorlar. İtalyan Kültür'deki konuşması için yerler çoktan rezerve olmuş, kimseyi kabul edemez durumdalar. Şimdi tüm Eco'yu görmek isteyenler olarak kaldık mı dışarıda, youtube'dan bakacağız artık (!) 

Geçenlerde gelen Terry Eagleton konferansında da benzer bir durum yaşanmıştı. Küçücük bir alan yüzlerce insanı sığdırmaya çalışmışlardır ve tabii ikinci bir salon açılıp oraya bağlanan "barka-vizyon" ile Eagleton odada gözükmüştü. Çok şükür ona erkenden gitmiştik de böylesi bir "vizyon" izlemek durumunda kalmamıştır. Eco'nun katılacağı toplantılarda geç kalma durumunuzun olmadığına emin olabilirsiniz. Buradaki durum, Boğaziçi ve Şehir Üniversitesi'nin sadece kendi öğrencilerine yaptıkları tuhaf bir "jest" (İtalyan Kültürle ilgili bir bilgim yok). Bu iki üniversitenin kadrosunda olmayanların ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü bir toplantı. 
  
Şayet sadece "kendi" öğrencilerini almasalardı da Eco'yu izleyebilmek için "barka-vizyon"a maruz kalabilirdiniz. Zira küçücük yerlere büyük isimler getirdiklerinde birileri hep dışarıda kalacak. 


   

31 Temmuz 2012 Salı

Eco'ya göre okuma meselesi




1550'lerin başlarında, bir İtalyan yazar, Anton Francesco Doni "o kadar çok kitap var ki onların adlarını okumaya bile vaktimiz yok," diye şikayet ederken, 2000'lerde kişisel kütüphanesinin 50.000'den fazla kitaba sahip olmasıyla da tanınan ünlü yazar Umberto Eco ise Doni gibi çok fazla kitap olduğunu vurgularken bunların okunmasının çok da gerekli olmadığını söylüyordu. 

Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın (Can Yayınları, 2010, çev. Sosi Dolanoğlu) adlı kitapta da bahsettiği bir örnek vardır: Savaş ve Barış'i gerçekten kim baştan sona oturup okumuştur? Sadece o metin üzerinde çalışma yapan insanlar bile bazen o metni tamamen okumuyorlar. Bunun sebebi olayın özünün anlaşılabileceği olabilir. En azından Eco bu şekilde düşünüyor. Savaş ve Barış'i bilmek için ille de onu okumak mi gerekir yoksa onun hakkında bir bilgiye sahip olmak ya da hikayeyi bilmek yeterli olmaz mı? Eco'ya katılmamak elimde değil. Benim için de çoğu zaman hikayeyi bilmek kafi geliyor, romanları bir nevi zaman kaybı olarak görebilirsiniz (bu benim görüşüm). Ama tabii bir profesyonel okuyucuysanız bu bir zaman kaybı olmaz, ama bir filolog için ya da bir bilim insanı için bu çoğunlukla zaman kaybı olur. 

Romanlar gençlik yılları için bire bir uğraşlar olabilir ama herhangi bir alanda uzmanlık almak isteyen bir insan için romanlar artık sıkıcı gelmeye başlar. Bana kalırsa bu evrilme sürecinin doğal sonucu. Geçenlerde hocamla yaptığım bir konuşmada kişisel kütüphanelerimizden bahsediyorduk, yaş ilerledikçe kütüphaneye hakim olan kitaplar teknik/teori kitapları olur demişti; eğer fazlasıyla romandan oluşuyorsa bu kişinin biçimden çok içeriğe kaydığını ve odak noktasını küçülttüğünü söylemişti. Pek de haksız sayılmaz, değil mi? Günlük konuşmalarınızı düşünebilirsiniz içerikten bahseden insanlar nasıl biçimden bahseden insanlar nasıl, o zaman belki bunlar bir anlam taşımaya başlayabilir.